24 Aralık 2009 Perşembe

Okuyom ben yaa !

Şu an belki de verebileceğim en güzel tepki bu."Okuyom ben yaa!"Yukarıdaki arkadaş İstanbul'da Hacıhüsrev'e yapılan polis baskını sırasında cama çıkıp bu şekilde bağırmıştı.Benim de içimden aynen böyle bağırmak geliyor.Neden mi?Çünkü artık final sınavlarım başlıyor.Hemen değil,daha 2 haftam var önümde,ancak önümde 2 hafta varken zihnimde 2 kelime bilgi yok.

Final fikstürü bu şekilde.Vizelere göre daha güzel bir dağılım oldu bana göre.Yani fikstür avantajı da bendeyken şampiyon olmak imkansız değil.Asıl mesele şu ki 21 Ocak tarihine kadar blog eskisi gibi güncel olmayacak.Elbette binlerce takipçimiz yok ama lafım yazılarımızı okuyan 5-10 kişiye işte.Yine de arada sırada uğrarsanız ne ala.Son olarak şunu demeliyim ki;

Gidişim suskun oldu ama dönüşüm muhteşem olacak...:)


video

23 Aralık 2009 Çarşamba

Biraz abartmadın mı Ajax ?

Hollanda Kupası maçında karşı karşıya gelen iki takımdan Ajax rakibi WHC'yi 14-1 ile geçti.Suarez 6 gol ile istatistiklerini geliştirme fırsatı bulmuş diyebiliriz.WHC takımı için de yapılabilecek klasik espri: "Ben sana yapma demiyorum,hobi olarak yap."

Futbol karikatürleri #2

Guardiola

Pedro
Kaka
Higuain
Henry

Katalunya'nın geçmişi

Futbol efsanesi Johan Cruyff'un yönetiminde ilk maçına çıkan Katalanlar dünkü maçta Arjantin'i 4-2 ile geçerek biraz sportif biraz da siyasi anlamda bir zafere imza attılar.Zaten bir bakıma Barcelona karması olarak çıkan takımın futbol fukarası Arjantin karşısında alacağı zafer çok da sürpriz değildi aslında.

Katalunya takımı için "bunlar da nereden çıktı" şeklinde bir yorum yapabilirsiniz.Ama onların sahalardaki geçmişi resmen olmasa da fiilen 1904 yılına kadar dayanmakta.Ve bu maçla beraber toplamda 200'ü aşan maç geçmişlerine bir yenisini daha eklediler.

Katalunya Futbol Federasyonu'nun yönetimini üstlendiği Katalunya takımı aslında "takım" ünvanından çok "karma" ünvanını taşıyan bir oluşum.Çünkü yaptıkları tüm girişimlere rağmen İskoçya ve Galler gibi değerlendirilmeyip UEFA ve FIFA tarafından tanınmadılar ve resmi nitelikte hiçbir karşılaşmaya ve organizasyona katılamadılar.Yalnızca bazı dönemlerde organize ettikleri kulüp ve milli takım maçları ile sahalardaki varlıklarını sürdürdüler.



1912'den bu yana oynadıkları 76 maçın dökümü yukarıdaki gibi.1997'ye kadar yerel takımlarla maçları olan Katalanlar bu tarihten sonra genel olarak milli takımlarla maç yapmaya başlamışlar.Bugün sahaya çıkan Valdes,Puyol,Pique,Xavi gibi yıldızların yanı sıra geçmişlerinde şu anki teknik direktörleri Johan Cruyff,Neeskens,Di Stefano,Stoitchkov gibi yıldızlar da bu formayı giymiş isimler arasında.

22 Aralık 2009 Salı

Nice yıllara Ordinaryus


84 yılı geride bıraktı Ordinaryus.Daha nice sağlıklı mutlu yıllara,nice Fenerbahçeli yıllara...

Xavier hak yolunda


Bir dönem Galatasaray'dan da tanıdığımız ilginç saç ve sakalları ile futbolunun ötesinde de konuşulan Abel Xavier aktif futbolculuk yaşamına noktayı koymuş.Futbola elveda derken İslam'a merhaba demiş kendisi.Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaptığı açıklamada futbola vedasını ve İslam'a olan inancını belirtmiş.Huzuru İslam'da bulduğunu da söyleyen Xavier geri kalan hayatında insani yardım projelerinde yer almak istediğini de söylemiş.Kendisine huzur dolu bir yaşam dileriz...

Futbol karikatürleri #1

Messi
Agger
Silva
Xavi
Pique

20 Aralık 2009 Pazar

Dortmund'un 100.yılı


Almanya'nın köklü ekibi Borussia Dortmund,Frieburg maçıyla 100.yılını kutladı.Stadda yapılan gösteriler,organizasyonlar 100.yılını kutlayan bir takıma da Dortmund ekibine de yakışır cinsten olmuş.




19 Aralık 2009 Cumartesi

6 kupalı Barcelona


La Liga Şampiyonluğu



İspanya Kupası-Copa Del Rey



Şampiyonlar Ligi Kupası



İspanya Süper Kupası



Avrupa Süper Kupası



Kıtalararası Kupa

Sıradaki?

Liverpool Teknik Direktörü Rafael Benitez: “Yorulan Defansa Geçecek”

Şampiyonlar Ligi'nden istediğini alamayan ve gözünü UEFA kupasına diken Liverpool'da Rafael Benitez, kötü gidişe son verecek önlem pakedini açıkladı.

Şampiyonlar Ligi'nden elenen Liverpool, Premier Lig'de de sahasında 2-1 yenilerek lider Chelsea'nin 11 puan gerisine düştü. Yenilginin faturasını futbolculara çıkaran Benitez kendisini “Maçtan önce o kadar söylüyoruz, çalım atmak yok! Kaleyi gören vursun, yorulan defansa gelsin diye. Ama bir bakıyoruz Torres ileride, Gerrard ilerde, Riera ileride. Bir de maçtan önce soyunma odasının anahtarını bulamadık, o da üzerimizde ayrı bi gerginlik yarattı.” sözleriyle savundu.

Kendisinden beklenen oyunu sahaya yansıtamayan Torres ise soruları muhabirlere ayağını göstererek “abi çok mu şişti ne, hastaneye mi gitsek?” diyerek geçiştirdi.

Yukarıda okuduğunuz bu eğlenceli haber ve nicelerini Zaytung.com'dan okuyabilirsiniz.Hatta yazar olarak katılmanız da mümkün.Zamanla çok daha keyifli bir site haline geleceğine şimdiden şüphemiz yok:)

Günün fotoğrafı

Cidde'de kadın futbolcular


Boca Juniors taraftarlarından bir grafiti

18 Aralık 2009 Cuma

Şampiyonlar Ligi ve Uefa Avrupa Ligi kuraları

Avrupa kupalarındaki son iki temsilcimiz Fenerbahçe ve Galatasaray'ın rakipleri ile Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura yükselen takımların eşleşmeleri bugün belli oldu.Rakiplerimizi değerlendirmeden önce diğer eşleşmelere de bakmakta fayda var.

Şampiyonlar Ligi'nde eşleşmeler bu sene biraz sönük kaldı gibi.Juventus,Liverpool gibi takımların Avrupa Ligi'ne düşmeleriyle kuralarda efsane olarak değil de formda olarak niteleyebileceğimiz takımlar kendilerine biraz daha fazla yer buldular.Yine de ilginç eşleşmeler yok değil.Inter-Chelsea kurası Mourinho'yu eski takımı ile yüz yüze getirecek.Bayern-Fiorentina eşleşmesi Luca Toni'yi,Lyon-Real Madrid eşleşmesi de Benzema'yı aynı şekilde eski takımına karşı çıkaracak.Geçmiş yıllarda grup maçlarında Real Madrid'in adeta belalısı olan Lyon'un eleme maçlarında aynı performansı gösterip göstermeyeceği ayrı bir merak konusu.Milan-Manchester United eşleşmesi ise iki efsaneyi içinde barındıran belki de yegane eşleşme.Beckham'ın yeniden Milan'a dönme durumunu da düşünürsek yine bir yıldızın daha eski takımıyla buluşma durumu söz konusu olabilir.Zico'lu Olympiacos ise isim olarak iyi ama form olarak belki de en şanssız kurayı çekti ve grup maçlarını adeta kasıp kavuran Bordeaux ile eşleşti.Sevilla örneği kenarda dururken işleri zor ama imkansız değil.


Asıl işin bizi ilgilendiren kısmına geldik.Açıkçası kötüye yakın olarak niteleyebileceğimiz kuralar çektik.Bir üst turu hesaba katarak da konuşuyoruz tabi.Sanırım yarının gazetelerinde "lokum","şeker" gibisinden şeker sanayi ürünlerini ifade eden başlıklar okumayız.Umarım okumayız!

Galatasaray formsuz ama marka bir takım olan Atl.Madrid ile eşleşirken Fenerbahçe formda ama bir marka değeri olmayan Lille ile eşleşti.Bana göre Galatasaray için turun anahtarı aklı başında bir oyun anlayışı ve savunma yapabilme sanatı.Forlan-Aguero ikilisinin başa iş açma olasılığı gerçekten çok ama çok fazla.Üst tura çıkılması halinde ise Everton-Sporting eşleşmesinin tur atlayanı Galatasaray'ı bekliyor olacak.Fazlasıyla dengeli olan bu eşleşmede şu çıksın bu kalsın demek güç.Yine de bir İngiliz takımını tercih etmeyiz sanırım.

Fenerbahçe için de işler çok kolay değil.Sıkıntılı başladıkları sezonda hızla toparlanıp ciddi anlamda yükselişe geçen bir ekip var karşımızda.Üstelik tam da biz duraklama sürecinde iken.Zaten ülke futbolumuzun Fransız takımlarını pek sevdiği de söylenemez.Ama yine de bir Twente'den fazlası değiller.An itibariyle rakip Lille olsa da herkesin gözü Liverpool-Urziceni eşleşmesinde.Çünkü üst tura çıkıldığı taktirde rakip ikisinden biri olacak.Hatta mantık çerçevesinde düşünürsek Liverpool olacak.Belki de bizi bekleyen en büyük tehlike bu.Liverpool'un kendisi değil.Önümüzü görmeden ilerisini düşünme huyumuz.O açıdan bu eşleşmeyi bir kenara bırakmak şart.

Avrupa Ligi'ndeki diğer eşleşmelere de şöyle bir bakarsak Ajax-Juventus eşleşmesinin ayrı bir havasının olduğu bir gerçek.Geçmişten aldığım güç ile takımlarımızın maçları haricinde heyecan duyarak bekleyeceğim yegane karşılaşma bu olacak.Sırf ismi için de olsa.Diğer eşleşmeler zaten standart düzeyde.

Elveda Carlos...


Tarihin gelmiş geçmiş en büyük sol bekini bu forma altında görmek çok güzeldi gerçekten.Yalnızca Fenerbahçeliler için değil herkes için ayrı bir yeri vardı onun.O bir futbol efsanesiydi çünkü.Devre arasında bile formasını rakipleriyle değişmesi,Anadolu'nun çeşit çeşit ilinde Türk seyircisinin karşısına çıkması,medyamızda onun ismiyle geçen onlarca haber ve daha niceleri herkesin onu sevmesi için bir sebepti.Bu forma altında bir şampiyonluk yaşamasını isterdik ama olmadı.En azından şimdilik.Umarım sene sonunda şampiyon oluruz ve Carlos şampiyonluk kutlamalarının bir parçası olarak yeniden buralara gelir.Yolun açık olsun...


17 Aralık 2009 Perşembe

Ochoa yardımlarınızı bekliyor !


Meksikalı milli kaleci Memo Ochoa Facebook üzerinden bir yardım kampanyasına başlamış."Çocuklar golün sesini duysun" sloganı ile başlayan yardım kampanyasında amaç işitme engelli çocuklara maddi ve manevi yardım sağlamak.Facebook'da kurulan gruba da katılması için 20 Aralık tarihine kadar 20.000 gönüllü aranıyor.Biraz geç olsa da bu hayırlı organizasyonu duyup paylaşma fırsatımız oldu.Facebook grubuna buradan ulaşabilirsiniz.

16 Aralık 2009 Çarşamba

30 maç seyircisiz oynama cezası


Başlıkta ifade ettiğim ceza bir ligde takımlara sezon boyu verilmiş cezaların tamamı falan değil.Brezilya ekibi Coritiba'nın tek başına aldığı cezanın ta kendisi.

Hatırlanacağı üzere yaklaşık 2 hafta önce biten Brezilya liginde Coritiba,son hafta mücadelesinde Fluminense'yi ağırlamış ve aldıkları 1-1 lik beraberlik onları bir alt kümeye düşürmüştü.Hem de 100. yıllarında.Ardından çıkan olaylar da malum.İşte Brezilya federasyonu tüm bu olanlarla ilgili olarak kulübe 30 maç seyircisiz oynama ve yaklaşık 240.000 euro da para cezası vermiş.Bu cezanın bir diğer anlamı da yaklaşık 37.000 kişilik Couto Pereira Stadı'nın 2 yıla yakın bir süre seyircisiz kalacağı.

Coritiba takımına tavsiyem,bence bu işin peşini bırakmasınlar.Bakarsınız cezaya itiraz ederler ve 30 maç ceza olur 3 maç:)





Bosman kurallarıyla geçen 14 yıl


"Kulübüyle olan sözleşmesi sona eren oyuncunun bonservis bedeli olmaksızın başka bir kulübe transfer olabilmesini sağlayan kural."Yıllardır futbol dünyasında yer etmiş,dillerden düşmeyen bu kuralı bu şekilde özetleyebiliriz.Ancak futbol dünyasına kattıkları ve değiştirdikleri bir cümle ile ifade edilebilecek şeyler değil.Geride bıraktığımız gün,yani 15 Aralık günü,Bosman kuralı ile geçen 14 yılı geride bıraktı futbol dünyası.Deyim yerindeyse futbolda bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan bu süreci detaylarıyla anlatmakta fayda var.


Belçikalı sıradan bir futbolcu olan 26 yaşındaki Bosman'ın 1990 yılının Temmuz ayında Royal FC Liege takımıyla kontratı bitmişti ve artık yaşı kemale ermekte olan tüm futbolcular gibi onu da bir gelecek korkusu sarmıştı. İyi bir kontrat yapmak istiyordu. Görüşmeler sonucunda çok da iyi günler yaşamayan kulübünden hoşuna gitmeyen bir teklif geldi. 1 yıllık bir kontrat karşılığı taban fiyat öneriliyordu: Aylık 750 euro. O da kendisine başka bir kulüp aramaya başladı ve çok geçmeden de Fransız kulübü Dunkerque ile anlaştı. Ancak ona aylık 750 euro değer biçen Royal FC Liege, UEFA, FIFA ve Belçika Futbol Federasyonu'nun transfer yönetmeliklerine yaslanarak, sözleşmesi bitmiş bu futbolcu için satış listesine konduğu fiyatı, yani 400 bin euro'yu istiyordu Dunkerque'den. Ne Fransızların bu kadar parayı verme olanakları vardı, ne de Bosman bu kadar ederdi. Fransızlar bu kez kiralama yoluna gitti ve bir yıl için 30 bin euro karşılığında Bosman'ın kiralanması konusunda sözlü -transfer diliyle 'prensipte'- anlaşma sağlandı. Böylece yıl sonunda belirlenen bedelin yarısına Bosman'ın bonservisini alma olanağına da kavuşacaktı Dunkerque... Fransız kulübü acele ediyordu. Çünkü Bosman'ı Fransız federasyonunca belirlenen son tarih olan 3 Ağustos'tan önce renklerine katmaları gerekiyordu, sezonun ilk bölümüne yetişebilmesi için. Bosman 30 Temmuz tarihinde Fransızlara aylık 2 bin 250 euro karşılığında imza attı. Aynı gün Dunkerque banka teminatını ve sözleşmeyi Belçika kulübüne yolladı. Ama Fransız kulübünün mali bir bunalımda olduğu haberini, biraz da hileyle bankadan öğrenen Royal FC Liege sözleşmeyi işleme koymadı ve Bosman'ı kulübü tarafından yapılan teklifi reddettiği için idari olarak cezalandırdı, kadro dışı bıraktı ve aylık 750 euro'luk ödemeden de kurtuldu. 3 Ağustos tarihi geldiğinde Fransız Futbol Federasyonu'na Bosman'ın bonservisini de yollamadılar. Bosman'dan ilk maçlarda yararlanamayacak olan Dunkerque de bu transferden tamamen vazgeçti.


O gün Bosman evinde oturuyordu. Hiçbir geliri, işsizlik sigortası yoktu ve yönetmelikler gereği hiçbir kulüpte de oynayamıyordu. Ve Bosman adım adım haklarını kazanacağı ve gelecekte tüm futbol dünyasını altüst edecek davayı Liege 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtı. O bir Avrupa Topluluğu vatandaşıydı, serbest dolaşım hakkı vardı ve hepsinden önemlisi çalıştığı kurumla olan sözleşmesi bitmişti.
Davacı: Jean Marc Bosman
Davalı: Futbol dünyası
Karar: Futbol bir ekonomik sektördür
Belçikalı davayı eski kulübü, Belçika Futbol Federasyonu ve UEFA'ya karşı açtı. Dava konusu ise uluslararası transfer sisteminin hukukiliğini, yasallığını sorguluyordu. Yerel mahkemenin lehte kararı sonucu hâkim davayı Avrupa Adalet Divanı'na havale etti. Çünkü konu, Avrupa Topluluğu'nu ilgilendiren iki uluslararası yönetmeliğin çakışmasıydı. Uluslararası Transfer Yönetmeliği, oyuncuların sözleşmesi bitse dahi kulüp tarafından belirlenecek bonservis bedelinin yeni kulüp tarafından ödenmesini öngörüyordu. Ve bu yönetmelik de Avrupa Topluluğu'nun, çalışanların serbest dolaşım hakkını garanti altına alan yasalarıyla temelden çelişiyordu. Belçikalı hâkim ayrıca dava kapsamına liglerde uygulanan yabancı sınırlamasının Avrupa Topluluğu çalışma yasalarına aykırı olduğu yönündeki görüşünü de kattı. Beş yıllık zorlu davanın ardından Avrupa Adalet Divanı 15 Aralık 1995'te ünlü kararını açıkladı.Divan kararlarında;

1)Öncelikle, futbolun bir ekonomik sektör olarak kabul edilmesi gerektiğini; futbol dahil tüm profesyonel spor dallarının, birer ekonomik alan ve aktivite olarak görülmesi gerektiğini;
2)Avrupa topluluğu vatandaşı futbolcuların, kontratlarının bitiminin ardından bonservis gibi kısıtlamalarla transferlerinin engellenmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını;
3)AB vatandaşı futbolcuların milliyetlerine dayalı herhangi bir kısıtlamanın (en fazla 5 yabancı oyuncu oynatma kuralı) milli takımlar dışında, yapılmasının yasadışı olduğunu;
4)Bu konuda kulüpler tarafından yapılacak rekabeti engelleyici centilmenlik anlaşmaların avrupa komisyonu tarafından en ağır şekilde cezalandırılacağını;
5)Bu kararların, bundan sonraki gelişmelere de kaynak olacağını, gerekçeli kararında hükme bağlamıştır.

Bu kurallar yıllar ilerledikçe yalnızca AB üyesi ülkelerin futbolcularını da kapsamaktan çıktı ve global bir hal aldı.Hatta diğer spor branşları için de örnek oluşturarak sporun bir parçası olmayı başardı.Sonuç olarak bu işten hem kulüpler hem de oyuncular kazançlı çıktı.Kulüplere oyuncuları bonservis bedeli olmaksızın transfer etme imkanı sunulurken,oyuncular da gelecek planlamaları doğrultusunda en iyi ve en doğru kararı alma konusunda tamamiyle özgür oldular.Üstelik gelen rekabet dolu tekliflerle beraber de kazançları da artmış oldu.



Kaynak:Radikal,ntvmsnbc

15 Aralık 2009 Salı

Kapalı (!) tribün

Polonya Ligi ekiplerinden "Miejski Klub Sportowy Znicz Pruszków" takımının misafirperver yapısı görülmeye değer.Öyle ki deplasman takımı taraftarları için "kapalı" tribünü komple tahsis etmişler(!)


Çimlerden parkelere Totti


Futbol sahalarında görmeye alıştığımız Roma takımı futbolcuları bu sefer bir hayır kurumu için düzenlenen basketbol maçında sahadaki yerlerini almışlar.Fotoğraflara bakınca özellikle Totti'nin baya bir hevesli olduğu görülüyor.Bakarsınız Roma'dan şehrin basketbol takım Virtus Roma'ya transfer olur :)


Günün fotoğrafı

Euro 2012 resmi logosu

14 Aralık 2009 Pazartesi

Lugano ?? Real Madrid ??

Pepe'nin iyileşmesi 6 ayı bulması muhtemel sakatlığından sonra Real Madrid'de defans bölgesi için arayışlar başlamış durumda.Bir alternatif kadrodaki isimlerle sıkıntıyı çözmek olsa da ara transfer dönemi yaklaşırken bahsettiğimiz takım da Real Madrid olunca sağdan soldan onlarca ismin gündeme gelmesi de kaçınılmaz oluyor.Bu isimlerden biri de As gazetesinin iddiasına göre Lugano.Listede aynı zamanda Subotic,Zapata,Kjaer,Lescott,Senderos,Kolo Touré,Paulo Ferreira gibi isimler de mevcut.Transfer dönemi başlayana kadar daha niceleri de listeye eklenecektir şüphesiz.

İddiaların ne kadar doğru olduğunu bir kenara koyar ve futbol mantığıyla düşünürsek Real Madrid bir şekilde Lugano ile ilgileniyorsa bile son kararları onu almak olmayacaktır.Her ne kadar Lugano da çeşitli yönleriyle Avrupa'nın üst düzey liglerinde yer alabilecek kaliteli bir savunmacı olsa da dengesiz yapısından doğan kart görme potansiyeli başlı başına ciddi bir sıkıntı.Hele ki La Liga'nın forvetleri arasında.Diğer yandan topu oyuna sokma konusundaki çok ciddi zaafları da 1.sınıf Avrupa takımları tarafından tercih edilmemesinde önemli bir faktör olacaktır.

Lugano'nun takımdan gitmesi benim işime de gelmez açıkçası.Ligimizin standartlarına uygun kalitede bir oyuncu olduğu kadar hırsı ve mücadelesi ile kişisel sempatimin olduğu Lugano'nun burada kalması beni mutlu edecektir.

Günün fotoğrafı


Attığı gol ile takımı Monterrey'in Meksika Ligi şampiyonluğuna ulaşmasına yardım eden Aldo De Nigris ve ölen abisi Antonio De Nigris'e adadığı gol sevinci...

11 Aralık 2009 Cuma

Haftasonu futbol ekranı


11 Aralık Cuma
20.00 Antalyaspor – Galatasaray (Lig Tv)
21.30 Hertha Berlin – Bayer Leverkusen (Trt 3)

12 Aralık Cumartesi
14.45 Stoke City – Wigan (Spormax)
17.00 Chelsea – Everton (Spormax)
19.30 Manchester United – Aston Villa (Spormax)
19.30 Werder Bremen – Schalke 04 (Trt 3)
20:00 Marseille – Boulogne (Kanal A)
20.00 Fenerbahçe – Ankaragücü (Lig Tv)
21.00 Barcelona – Espanyol (Ntvspor)
22.00 Lorient – Auxerre (Kanal A)
23.00 Valencia – Real Madrid (Ntv)

13 Aralık Pazar

13.30 İstanbul Büyükşehir Belediyespor – Kayserispor (Lig Tv)
16.00 Denizlispor – Trabzonspor (Lig Tv)
16.00 Milan – Palermo (Ntvspor)
18.00 Liverpool – Arsenal (Spormax)
18:00 PSG – Saint Etienne (Kanal A)
20.00 Manisaspor – Beşiktaş (Lig Tv)
22.00 Lyon – Bordeaux (Kanal A)

Başkalarının uçkuru peşinde koşanlar


Hepimizin bildiği üzere son günlerde Fenerbahçeli futbolcularla ilgili "seks skandalı" haberleri spor gündeminin en önemli tartışma maddesi haline geldi.Adı karışan futbolcular,karşılıklı yalanlamalar derken olayın kolay kolay kapanmayacağı da,kulübün buna kayıtsız kalmayacağı da çok açık.

Elbette ki gönül verdiğimiz takımın oyuncularını daha farklı haberlerle,attıkları goller,kazandıkları başarılar ile duymak,görmek isteriz.O açıdan olup bitenleri hiç umursamamak söz konusu değil elbette.Ancak özellikle Fenerbahçe'nin kötü bir dönemden geçtiği şu günlerde medyanın ahlak bekçiliğine soyunması ve milletin uçkuru peşinde koşması da son derece yanlış bir durum.

Olayı yanlış kılan durum ise sürekli ahlak dersi vermeye çalışıp örnek sporcu modelleri çizmeye gayret eden medyanın ahlaki değerleri günün şartlarına göre değerlendirme çabası.Bir takımda işler yolunda gitmediğinde dün iyi ve doğru olarak gördüklerimizi bugün hatalı ve yanlış olarak değerlendirebilir ve bir şeylerin değişmesi gerektiğini belirtebiliriz.Hatta bu eleştiriler kimi zaman fazlasıyla acımasızca ve tutarsızca olabilir.Fakat ahlaki değerler işlerin iyi veya kötü gitmesine bağlı olarak değişen anlayışlar mıdır?Fenerbahçe son üç maçını kaybederken oyuncular uçkurlarını çözdüler de 8 maç üst üste kazanırken rahibe gibi bir yaşamları mı vardı?İşler iyi giderkenki ahlak kuralları puan durumdaki değişiklerle mi boyut değiştirdi?

Bana göre bu anlayış bozukluğu insanlarımızın hayattaki manevi değerleri belli günlere sığdırma veya sembolleştirme hastalığıyla da ilgili.Yalnızca bayramlarda hatırlanana büyükler,yalnızca ramazanda bırakılan içkiler,hatırlanan inançlar,yalnızca sevgililer gününde akla gelen aşklar,sevgiler,yada yalnızca milli bayramlarda akla gelen milli değerler misali ahlaki değerler de ancak işimize geldiği zaman aklımıza geliyor.Her şeyi işimize geldiği gibi değerlendirmek de olup bitenler ne olursa olsun haklının da doğrunun da sürekli değişmesine sebep oluyor.

09 Aralık 2009 Çarşamba

Futbolculara bira banyosu


Geride bıraktığımız haftalarda Van Persie'nin tedavi sürecinde "at plasentası" kullanılacağı haberi ile futbolda alternatif tıp ve iyileştirme çözümleri gündeme gelmişti.Bugünlerde ise yeni bir tedavi yöntemi daha bazı futbolcular tarafından benimsenmişe benziyor.

Paraguay'da alternatif tıpla ilgili tedavilerde bulunan Manuela Jara adlı kişi kendi hazırladığı bira banyosu ile futbolcuların sakatlıklarını iyileştirdiğini belirtiyor.Sedefotu bitkisi ile beraber hazırlanan bu banyo ile futbolcuların adeta şifa bulacağını söylüyor Manuela Jara.Hali hazırda birçok Güney Amerikalı futbolcunun da Avrupa'dan bile kalkıp gelerek bu tedaviye başvurdukları söylenmekte.Onlardan biri de Paraguaylı futbolcu "Cristian Riveros"muş.Jara futbolcunun kendisinin yanına gelerek ona hayallerine ulaşması için yardım etmesini istediğini de açıklamış.Çünkü Jara'nın şifa banyosu! sakatlıkları iyileştirmesinin yanı sıra futbolculara iyi şans getirmekte ve kariyerlerinde daha iyi noktalara gelip daha çok para kazanmalarını da sağlamaktaymış !


Alternatif olmayan normal,bildiğimiz,sıradan tıbbın yine bir an önce tedavi tercihlerinde ilk sırada yer alması dileğiyle...

Günün fotoğrafı


Juventus-Bayern maçında tribünlerden açılan Del Piero pankartı

08 Aralık 2009 Salı

Forma yırtan futbolcular


Mustafa Sarp'ın İBB maçında tepki olarak formasını yırtması konuşulurken tarihin derinliklerine inip benzer eylemlere bakmakta da fayda var.İşte ülkemizde ve dünyada forma yırtan futbolcular:

Bahtiyar Yorulmaz (Deli Bahtiyar)





1990'da İstanbul'da 1-0 kaybedilen Atalanta maçı-Rıdvan Dilmen

Türk futbolundaki örneklerinin yanında yabancı oyunculardan da aynı tepkilerin zaman zaman geldiğini görmek mümkün.Elimde fotoğrafları olmasa da Eintracht Frankfurt kalecisi Markus Pröll'ün Bochum maçında kaleci formasını yırtması ve Marsilya'da oynarken Torpedo Moskova ile oynanan hazırlık maçında oyundan alınmasına sinirlenen Eric Cantona'ın formasını yırtması da türünün örneklerinden biri.

Yalnız adamın günlüğü-Darius Vassel


Ankaragücü'nün 100.yıl bombası olarak ligimize gelen Darius Vassel'in sıkıntılı günler geçirdiğini hepimiz biliyoruz.Bir süre önce otel skandalıyla da yeni bir halka eklenmişti bu duruma.Ülkemizde yaşadığı uyum sorunu ve diğer trajikomik hadieseler onu öylesine bunaltmış olmalı ki yaşadıklarını ve hislerini kendisine ait bir blog sayfasında paylaşmaya karar vermiş.Bir açıdan o da blog dünyasına giriş yapmış.Yaklaşık iki hafta önce yazmaya başladığı günlüğünde otel odasından izlenimlerini,hayat tarzımıza olan bakışını,sıkıntılarını,stresini yalnız bir adamın gözüyle kısa kısa anlatmış.Kendisinin blog sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

06 Aralık 2009 Pazar

Hele bir soluklan yeğenim


Başlıktaki ifadeyi Kurtlar Vadisi'ndeki meşhur Seyfo Dayı kullanırdı sık sık.Bugün onu da anarak haftanın son lig maçıyla ilgili bir şeyler söylemek istedim.

Galatasaray-İBB maçı berabere bitti,Galatasaray cephesinde kıyametler kopuyor.Sebebi ne mi?Kötü bir hakem yönetimi ve buna bağlı olarak da yenilen son dakikadaki beraberlik golü.Olgun bir şekilde "biz yeterince iyi değildik" diyenler de var," Durduramazsınız","Engelleyemezsiniz" diye tepki gösterenler de.

Bu tepkilerle ilgili olarak kendi çapımda,aklım erdiğince bir tavsiyede bulunmak isterim.Takımınızın yaşadığı adeletsiz puan kayıpları sonrasında hemen bilgisayarın başına geçip değerlendirme yapmaya başlamayın.Biraz oturun dinlenin,kendinizi toplayın.İntikam bile soğuk yenen bir yemekken iki satır yazı yazmak için bu kadar acele etmeyin.İnsanlık hali,mantık ile duygu arasındaki ince çizgi korunamayabiliyor bu anlarda.Bir de şu var.Siz böyle yaparsanız Fenerbahçeliler olarak biz ne yapalım.Üç maçta hakem hatasına bağlı yenilen üç gol,verilmeyen penaltılar.Gezegeni yakmaya kalksak yeridir.

05 Aralık 2009 Cumartesi

Bir şey yapmalı...


Söyleyecek çok şey var aslında.Olup bitenlerle ilgili olduğu kadar "olmayan" şeylerle de ilgili.Ama yanlış anlaşılmamalıdır ki tüm bunlar bir maçın değerlendirmesi değil elbette.Dünün bugünden,bu gidişle de bugünün de yarından farklı olmayacağı bir gidişatı 90 dakikalık maç çerçevesine sığdırıp ileri geri konuşmak kimseye bir şey kazandırmayacaktır çünkü.Aslında kimseye ifadem biraz yanlış oldu.Çünkü benim derdim kişiyle,kişilerle değil.Renklerle ve kulüple.Fenerbahçeliliğin prensipleri ve ruhuyla benim işim.

An itibariyle kaybedilmiş bir maçı geride bıraktık.Yenildik diye maçtan konuşmayacak mıyız?Tabi ki bahsedeceğiz.Şöyle ki;hücumda hepimizin oynamasını istediği Semih ile başlanılan,orta sahada Selçuk hariç ideal bir orta saha yapısı ile çıkılan,savunmanın uzun bir aradan sonra ideal ikili Lugano-Bilica ile başladığı ve Carlos'un yine hepimizi mutlu edecek şekilde kesik yediği bir kadroydu maça başlayan.Evet,beceriksiz Guiza ve aklı başka yerlerde olan Carlos yoktu sahada işte.Asi ve antipatik çocuk Kazım da cezalı zaten.Çıkan kadrodan rahatsız olan yoktur açıkçası.En azından geriye kalan muhtemel alternatifler içerisinde çıkabilecek en mantıklı kadroydu bu.Yani başlangıç için bir sıkıntımız yok.Sahada oynanan oyun mu?Yine kötüydü.Tamam da hangi maçta iyiydi?8 hafta üst üste kazanırken mutluyduk mesela.Oyundan dolayı mı skordan dolayı mı?Maç genel olarak nasıldı?Tamamını izlediyseniz görmüşsünüzdür ki yenenle yenilen arasında da pek bir fark yoktu işin aslı.Sabaha kadar berabere gidecek bir oyundu yani.O korkulan Eskişehir deplasmanı havası futbol açısından yoktu sahada.Yani tüm bunlarla demek istediğim,işi 90 dakikalık oyun değerlendirmesine bağlayarak bir sonuca varamayacağımız.Olup biten başka bir şey.

Son zamanlarda ilginç şeyler oluyor kulüpte.Cidden ilginç şeyler ama.Mesela örneğine az rastlanan bir şey için "farklı" kelimesini kullanırız.Ama bu yaşananlar hakikaten ilginç.Kazım diye bir oyuncunun dizginlenemez tavırları.Saha içinde birbirine giren oyuncular.Son olarak da Önder Turacı'nın kesik bilek olayı.Yalanlanan haberler,yalanlamaların bile yalan izlenimi vermesi,bar-futbolcu ilişkileri vs.. vs..Volkan Ballı'nın kulüpten yediği kesiği de unutmayalım tabi.Belki de en ilginci son haftalarda artık cidden haddini aşan ve insanı sükunetten ayıran hakem hatalarına kulübün verdiği daha doğrusu vermediği tepki.Kimilerin üzerinde bir ölü toprağı,kiminde umursamazlık,kimilerine yapılan vefasızlık.Sonra bir anda Aziz Yıldırım'ın Kulüpler Birliği başkanlığından istifası.Bir yandan da diyorum bir şey yapılsın da istifa mı olur ne olursa olsun.Ama biliyorum ki çözüm bu değil.Bu istifa ile kulübe yakışmayan insanları bir kaç günlüğüne dahi olsa konuşulmaktan uzak tutarsınız.Üzerine gidilmesi gereken sorunları,takıma zamanı gelir gelmez vurulması gereken neşteri zihinlerimizin ucra köşelerine itersiniz ancak.İşler iyi giderken ufak olumsuz detayları halının altına saklamak değil ki bu.Kötü gidişe dur değil gidişatı konuşmaya sus demek gibi bir şeydir bu istifa.

Sonuç olarak Fenerbahçelilik kimliğine yakışmayan bir saçmalıklar ve dengesizlikler serüveninin içinde yol alıyoruz son haftalarda.Kafamızı nereye çevirsek yeni bir olay,yeni bir yakışıksız durum.Maçlar kaybedilir,kötü oynanır,liderlik elden gider.Zamanı gelince hepsini de telafi etmek mümkündür.Yarın takipçiler maçlarını kazansa 1 puan geride olacağız.8 puan geriden gelip şampiyon olmadık mı sanki?Yada son haftada şampiyonluğu vermedik mi? Yani olan bitenler futbolla ilgili huzursuzluklar ve olumsuzluklar değil.Aksine futbolun dışında olup biten ne yanlış varsa onun takıma sıçraması.Yegane dileğim olup bitenlerin Fenerbahçemizin ismine doğru sıçramadan hak edene hak ettiğinin sunulmasıdır,her şey çok geç olmadan...

2010 Dünya Kupası ortalama grup sıralamaları

Dün çekilen kuralar ile beraber 2010 Dünya Kupası'nın grupları belli oldu.Brezilya'nın bulunduğu kaliteli grubu bir kenara koyarsak futbolseverler için diğer gruplar biraz yavan kalmışa benziyor.Peki gerçekten sandığımız kadar kalitesiz bir dağılım mı olmuş?Yada hangi gruplar göründüğünden daha dişli takımlardan oluşmuş?FIFA sıralamasına göre gruplardaki ortalama kalite şu şekilde oluşmuş durumda:

GROUP A (31.75)
South Africa (86)
Mexico (15)
Uruguay (19)
France (7)

GROUP B (23.50)

Argentina (8)
Nigeria (22)
Korea Republic (52)
Greece (12)

GROUP C (21.00)
England (9)
USA (14)
Algeria (28)
Slovenia (33)

GROUP D (21.00)
Germany (6)
Australia (21)
Ghana (37)
Serbia (20)

GROUP E (20.75)
Netherlands (3)
Japan (43)
Cameroon (11)
Denmark (26)

GROUP F (36.25)
Italy (4)
Paraguay (30)
New Zealand (77)
Slovakia (34)

GROUP G (26.50)
Brazil (1)
Korea DPR (84)
Cote d'Ivoire (16)
Portugal (5)

GROUP H (18.50)
Spain (1)
Honduras (38)
Chile (17)
Switzerland (18)

Bu sonuçlara göre en kaliteli grubun H grubu olduğu,en kalitesiz grubun ise F grubu olduğunu görüyoruz.Geçmiş kupalardaki en kaliteli ve vasat dağılımlar ise şu şekilde oluşmuş:

Toughest Groups by Average FIFA Rank

1994
9.00 -- GROUP E -- Italy (1), Norway (5), Ireland (13), Mexico (17)

1998
10.75 -- GROUP G -- Romania (5), England (6), Colombia (9), Tunisia (23)

2002
17.00 -- GROUP F -- Argentina (2), England (10), Sweden (16), Nigeria (40)

2006
18.00 -- GROUP E -- Czech Republic (2), USA (8), Italy (12), Ghana (50)


Easiest Groups by Average FIFA Ranking

1994
27.00 -- GROUP C -- Germany (3), Spain (7), South Korea (39), Bolivia (59)

1998
32.00 -- GROUP D -- Spain (3), Bulgaria (24), Paraguay (30), Nigeria (71)

2002
28.00 -- GROUP C -- Brazil (3), Turkey (23), Costa Rica (31), China (55)

2006
31.50 -- GROUP G -- France (5), South Korea (29), Switzerland (36), Togo (56)

Gözümüze elbette 2002'de bizim de içinde bulunduğumuz grup çarpıyor.Zaten o kupadaki ballı kuralar serimiz de grup maçlarında başlamıştı.

Gruplarda yer alan takımların kalite istatistikleri bu şekilde.Maçlar başladığında rakamların gerçeklerle ne kadar uyuştuğunu göreceğiz elbette.


Kaynak:Best Eleven
Related Posts with Thumbnails

Rate Me on BlogHop.com!
the best pretty good okay pretty bad the worst help?


Zirve100 Site ekle
Subscribe to updates